Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | İletişim | Künye

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Sis Dağı

Sis Dağı

Kategori  Kategori : Sisdağı
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 784
Tarih  Tarih : 16 Şubat 2009, 16:45

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 
Sis Dağı

Görele ilçe sinirlari içerisinde bulunan Sis Dagi, Dogu Karadeniz siradaglari'nin uzantilarindan biridir; yüksekligi 2182 metredir. Sahile 40 km. uzaklikta olan Sis Dagina 1.5-2 saatte ulasilmaktadir. Sis Dagi üzerinde yirmiyi askin oba vardir. Obalar çevrede bulunan köy ve kasabalarin adlari ile anilir. Obalardan bazilari sunlardir: Eynesil, Sarli, Gülefyurdu, Agalar Tami, Agilik Düzü, Yatak Yeri, Bakir Alani, Erkek Su, Han Yani, Ambarli,Örümcek,Kurtini,Agalar Dami Obalari olarak sayabiliriz. Deniz seviyesinden en çabuk ulasilan ve en yüksek yer olmasi Sis Daginin önemini artirmaktadir. Sis Dagina ulasim için daha çok iki güzergah kullanilir. Eynesil Ören Beldesi yolu, Salpazari, Geyikli ve Agasar derelerini takip eden yol. Bunlari disinda yakin çevre köylerde kendi belirledikleri patika yollardan ulasirlar.Her yil çevre yerlesim yerlerinin katilimi ile Temmuz aylarinda Sis Dagi senlikleri yapilir.Sis Dagi "C statüsünde Milli Park" olarak korunmaya alinmistir.
 
"Öyle bir tutku ki asirlardir süren özlemin, yasam biçiminin, doga askini günümüze yansiyan bölümüdür. Yayla kültürü, doga ile iç içe yasamak binlerce yillik göçebe geleneginden kaynaklanmaktadir. Anadolu'ya tasinan bu anlayis günümüzde farkli uygulamalarla devam etmektedir. Eskilerin yol hikayelerinden baslamak istiyorum. Kis mevsiminde karla kapli olmayan sahil seridinde otlayan hayvanlar yaz aylarinda genis otlaklarin bulundugu yaylalara çikarildi. Okullarin kapanmasi ile sahildeki bogucu nemli havadan kaçan insanlar yaylaya göç etmislerdir. Misir tohumlarini tarlaya ekilmesinden sonra baslayan hazirliklar yolda ve yaylada gerekli olan ihtiyaçlarin at, katir gibi hayvanlara yüklenmesiyle yola çikilir. Eskiden yapilan yayla göçleri bir yasam biçiminin, tutkunun folklorik izleridir. Ihtiyaçlarin dolduruldugu sepet (selek)ler sirtlarda, süslü boncuklarla, püsküllü bogazlarina ziller (çan, kelek) baglanan hayvanlar nese içerisinde türkülerle devam eden yolculuk." Bugünkü yol hikayemiz Görele, Eynesil sahil yolundan Besikdüzü"ne girmeden, Agasar deresinin denize döküldügü yerden Salpazari yönüne motorlu araçlarla baslamaktadir. Yolculugumuzun ilk gözlemi yolun her iki tarafinda Kizilagaçlar ve findik dallari, suyunu basta Sis Dagi olmak üzere yüksek daglardan alan Agasar deresinin coskun sesi ile karsilasir. O kadar serttir ki bol yagmurlu günlerde yatagina genis yariklar açar, kenarindan ulasimi zorlastirir.

   17 km.'lik asfalt yoldan Salpazari'na ulasildigina sadece gökyüzünde penceresi olan, daglarla çevrili, yüksek vadinin dibinde küçük bir ilçe ile karsilasilir. Bu ilçemizin eski dönemlerde pazar yerlerinden birisi oldugu, isminin de buradan geldigi anlatilir. 
Salpazari'ndan itibaren stabilize toprak yoldan devam ediyoruz. Kisa bir süre sonra dogal maden suyu çiktigi Acisu'ya ulasildiginda izgara et kokusu etrafa yayilir. Kaynak suyunun aktigi yerin etrafi piknik alanina dönüstürülmüs. Burada da ülkemizde dogal güzelliklerimizi günlük çikarlarimiza nasil harcadigimizin çarpici bir örnegini görmekteyiz. Dogal sodali su borulara alinmis, kaynagi dagitilmis, dogal ortami bozulmus. Ne ugruna; sadece ve sadece para kazanmak. Deger mi? Suyun eski halini hatirladigimda, içim burkuluyor. Tahta bir köprüden ulasiyorduk gür gür akan Acisuya, etrafinda ne ev vardi, ne de beton is yeri.

   Bu duygularla yolumuza devam ediyoruz. Geyiklige dogru yükselti arttikça, doganin güzelligi, bitki kokusu etrafi sariyor. Çam, gürgen, kestane agaçlari görülünce; insani, Sis Dagi'na yaklasma sevinci alir. Çevre dikkatli gözlerle incelendiginde çirkinlikle, ihtisam, bilgisizlikle, vurdumduymazlik, bencillikle, doganin direnci olanca çiplakligiyla ortaya çikar. Bir tarafta epey uzakta kalmis masmavi Karadeniz, her mevsim farkli tonlarla bürünen agaçlar ve bitkiler; mis gibi doga kokusu insani canlandirir. Diger tarafta ise tarla açmak amaciyla kesilen agaçlar, sürülmüs toprak, tas çikarmak, yol açmak için dinamitlenen doga. Biliçten, bilimden, hukuktan ayri uygulamalar. Gelisigüzel betonlastirilan, yok edilen hazinemiz. Ne yazik ki doga öcünü heyelanlarla sel baskinlari ile aliyor. Düsünüyorum da çikis yolunu egitimde görüyorum. Yeni nesil ince ruhlu, sanattan, edebiyattan, bilimden hoslanmadikça çözüm bulmamiz çok zorlasacaktir. 
Sis Dagina varmadan son duragimiz çam ormani ile kapli Paldirli Su. Çam ormani içinde buz gibi su. Arkamizda enfes dogasi ile Geyikli, güneye ve doguya baktigimizda Zigana, Kadirga yaylalari, etrafi çam kokusu, çoban ve çali çilekleri, hayvan sesleri, yesilin bütün tonlari öyle bir istah açar ki; hangi insani dinlendirmez ki. Yasamak gerekir Sis Dagi'ni, hem de doyasiya. Çam ormanindan çikip Agasar obasina girince sözlüklerle anlatilmayacak doga insani kucaklayip birakmak istemiyor, doya doya sarilmak istiyorum. Agasar halki korumaya çalismis, tahrip etmemis güzelliklerini. Hemen tepesinde sanki obaya düsecekmis gibi duruyor. Kalpak Kaya, tahta beton karisik evleri, her mevsim, degisik renkte açan çiçekleri, çam agaçlariyla insanin içini isitiyor.

   Buradan iki yol ayriliyor, biri Salpazari tarafinda yörenin ortak pazar yerine, digeride Sis Dagi'nin en büyük yerlesim yeri Eynesil obasina. Biz Eynesil obasina dogru yola çikiyoruz. Ilk görülen manzara büyülüyor, tam karsida Sis Dagi'nin zirvesi bütün ihtisamiyla Kayasis, etrafi avu bitkisi ile kapli genis bir alana yayilan yerlesim yeri. Obasinin ortasinda küçük berrak bir dere geçiyor. Dere bir çaglayana dönüsmeden önce Sandik gölü oluyor. Çevremiz yemyesil bir örtü ile kapli. Kisin beyaz örtü, ilkbaharda yesil. sonbaharda ise altin ile kirmizisiyi andiran Çoban çilegi. Obanin merkezinde tarihi degeri olan Osman Dayi'nin kahvesinde soluklaniyoruz. Kahve karatas, kerpiç karisimi üzeri teneke kapli içine girildiginde eski yayla kültürünün sadeligi bütün özellikleri ile ayakta. Ortada tahtadan direk, tahta oturaklar(ayni zamanda yatak olarak kullanilan tahta kanepe) yayla suyuyla çay demleyen eski ocak, duvarda kumastan yapilan sedirler. Geçmise özlemi tamamlayan bu görüntüyü bazen sadece televizyonda görüyoruz.

   Sira obanin geçilmesine geldiginde Hasan Aga Suyu ve Gelin Kaya yöresine yürüyüse geçildi. Eski gücünü kaybeden Hasan Aga Suyu tahripten kismen korunabilmis. Ormanlik alana girip, doga ile kucak kucaga, rüyada gibi devam ediyoruz. Buradan eski halk inanislarinda yer alan Gelin Kaya'ya geliyoruz. Efsaneye göre kaynanasinin bedduasini almis gelin, elinde tepsi (sini) ile taslasmis. Kayaya uzaktan baktigimizda uçurumun kenari da mitolojik öykülere konu olan sekliyle karsimizda duruyordu. Kaya sisi yakindan gören Top tepe'ye (futbol oynanan, düzlük) geldigimizde karsida ilk bakista ürküntü veren etrafi yesil, bize bakan sürü metrelerce uçurum olan Kaya Sis basimizda. Bulundugumuz yeri daha iyi anlatmak için bir örnek yeterlidir sanirim. Yazin güzel bir havada çiplak gözle buradan Giresun, Tirebolu bazi yerlesim yerleri ile sahil görülebilmektedir. Kaya Sis'in altina baktigimizda metrelerce asagida Görele'nin Çanakçi'nin yüksek köylerini görebiliyorum. Bütün bu güzelliklerin yaninda çirkin bir yagmadan bahsetmeden geçemeyecegim. Milli Park olmasi gereken Sis Dagi sürekli dikenli tellerle toprak elde etmelere, hiçbir kurala kanuna uymayan estetikten yoksun betonlasmaya sahne olmaktadir. Insanimizin bencil duygularina kurban edilmeye çalisilan doga inatla direniyor. Bu bayaliga karsi çikmadikça turizm faaliyetleri ile degerlendirebilecegimiz güzelim yaylalarimiz yok olabilir. Sadece günü kurtarma, kazanç hirsi, gelecegimizi bitirebilir.

   Sis Dagi yolculugumuz, aksam saatleri yaklastikça konaklama hazirliklarina dönüstü. Aksam üstü serinlik etrafimizi sarinca, kislik kazaklar ortaya çikariilir. Zaten Kaya Sisten ve Hayanindan çikan sisler bize evlerimize kapanmamizi isaret ediyor. Yirmi-otuz yil öncesine kadar etrafi çam agaçlari ile kapli Çayir obasi, dünyamizdaki genel kirlilikten payini almaya baslamistir. O güzelim çam agaçlari yerini mimari özelligi olmayan, doga ile uyumsuz, çirkin beton gündüz kondulara terk etmeye baslamistir. Agaçlarin disinda orman gülü de denilen, daglarin vazgeçilmez örtüsü "Agu" bitkisi, hatta "Çali çiçekler" dahi tahrip edilmistir.

   Bu gerçekler sadece Sisdagi'na has degil, ülkemizdeki çevre duyarsizligina bir örnektir. Ancak! Bu olumsuzluklar dagimizin güzelliklerini yok edememis, gölgelememistir. Sunu da belirtmek gerekir ki; çogu yeri 6-7 ay karla kapli oldugu için sürekli yerlesime açik degildir. Doganin azizligi Sisdagi'nin nefes almasini sagliyor. Ne kadar aci degil mi? Insanoglunun elinin degmedigi yerler daha iyi korunuyor. 
Bir kaç tatsiz cümleden sonra Çayir obasini (OBA DÜZÜ) tanitmaya devam edelim. Adi bol çayirli otlaklarla kapli olmasindan gelir. Eskiler ortasindan dere geçen çanak seklindeki oba da bir metre yüksekliginde otlarin varligindan söz ederler. Ilkbaharda her tarafi rengarenk çiçeklerle bezelidir. Sisdagi'nin bu en büyük yerlesim yeri ve çevresi buz gibi sularla kaplidir. Hemen merkezde Osman Dayi'nin kahvesinin arkasinda bulunan çesme yaz mevsiminin en sicak günlerinde bile dudak çatlatir. Yine "Gümbürük" adini suyun akisinin verdigi sesten alan kaynak suyu adeta yerin derinliklerinden fiskirir.

   Görele'nin yüksek köylerine bakan "Çaykara", "Bakacak", kaynak sulari ve nefis manzaralari ile piknige gidenler için bulunmaz dinlenme yerleridir. Hasan Aga Suyu ise çevresinin genisligi, obanin her tarafini görmesi bakimindan önemlidir. Yörede agaç oyma tarzinda yapilan çesme oluklari çok ünlüdür.

   Yaylamizin bol sulu, otlu yapisi ikliminden kaynaklanir. Kis mevsiminde uzun süre karla kaplidir. Bol yagis alir. Genelde her yil yer yer 4-5 metreye varan kar kütlesi su kaynaklarini besler. Diger yaylalarda yerlesim yerlerinde, mesire alanlarinda gördügümüz su kuyruklarini, isinmis sudan içebilmek için çekilen çileyi gördügümüzde yörenin degeri daha da artar. Çayir obasindan Eynesil-Görele yönüne dogru gidildiginde daha yüksekçe bir yerde olan "Evliya Kirani (Düzlügü)" denilen yere ulasilir. Adi geçen tepe kavsak noktasidir. Buradan Bakir Alani, Agalar Tamina veya ters yönde Salpazari topraklarinda bulunan yörenin en önemli pazar yerine "Ali Meydani Düzlügü"ne ulasilir. Ot göçü (otçu göçü) törenlerinin de yapildigi pazar yerine dogru giderken yolun bozuklugu (günesli havalarda tozlu, yagmurlu havalarda çamurlu) hep dikkatimi çeker. Buralardan her geçisimde ortaokul yillarinda Isviçre'deki dag yollarini anlatan Türkçe dersindeki "okuma parçasi" aklima gelir 20 yil önce okudugum yazi, dag yollarinin bakimindan, çevre temizliginden, bitki örtüsünün uyumundan, ormanlarin düzlenmesinden bahsediyordu. Aradan geçen bunca yildan sonra bile bu anlatilanlar bizim dogal güzelliklerimiz için hala hayallerimizi süslüyor. Pazar yerine (Ali Meydani) ulasildiginda genis bir alan, çim arazi karsilar sizi. 2000 metrede alis veris, senlik, eglence, piknik keyfi yasamak. Hangi duygu insani buraya çeker. Bazilari gelenekleri yasatmak; atasinin, dedesinin aliskanligi ile geliyor. Bir kismi sahilin nemli ikliminden kaçmak istiyor. Doga ile iç içe yasamak isteyen, stres atmak isteyen. Ne dersek diyelim, Karadeniz insani bir baska keyif aliyor buradan.

   Sisdagi'nin geleneksel pazar yerinin merkezinde kaynak sulari var. Alisveris yerine dogru yaklasildiginda yaylacilik yapan veya günübirlik gezi amaçli gelenlerin et ve sebze ihtiyacini karsilayan satis yerleri, saticilarin bagirislari, genel görüntüyü olusturur. Üzeri teneke kapli karatastan yapilmis lokanta, bakkal ve manav geçmisin bütün özelliklerini yansitmakta. Lokantaya eski tahta kapisini gicirtadarak girilir. Içinde ilk göze çarpan ortada agaçtan eski direk, gaz lambasi, tahtadan özenmeden yapilmis masalar ve agaç oturaklar, zemin tamamen toprak. Insanin özledigi de bu görüntüler oluyor. Gezmeye gelenlere asli gerekir. Burada modern olan çok cazip degildir. Her Cumartesi rengarek giysili, sirtlarinda çantasi (Çenti), belinde pestemali olan yöre kadinlari ile sahilden gelen modern giysili kadinlar ilginç görüntüler olusturur. Pazar yerinin (Ali Meydani Düzlügü) çevre yöreleri de içine alan binlerce süren bir özlemi, yasama biçimi, gelenegi yansitmis olmasidir. Türklerin Orta Asya'dan yaylalarimiza tasidiklari ot göçü (otçu) senlikleridir. Bu senlik kökü geçmise dayanan bir tutkudur Karadeniz insani için. Öyle ki ülkemizin degisik yörelerinden hatta yurt disindan dahi katilim olmaktadir.

   Pazar yerini Agasar Obasi'na, Kalpak Kayaya dogru bakan yönünde eskilerin "Çamis Düzü" dedikleri, genis bir alan vardir. Burada çok eski dönemlerde Türklerin hayvanlar arasinda yarismalar düzenledikleri anlatilir.

   Dagimizin baska güzelliklerine dogru hareket etmek vakti geldiginde her Cumartesi veya senlikler sonunda yasanan bir duyarsizliktan bahsetmeden geçmenin dogru olmadigina inaniyorum. Hayvan ve yiyecek artiklari, plastik çöpler meydani kapliyor. Son model arabalari, degisik ekonomik katmanlardan gelen insanlari, kültürel farkliliklari olan yöre sakinlerinin ortak özelligi çevreye karsi bencillik. Daha da acisi ülkemizde her çesidine rastladigimiz egitim kurumlarinin fertlerimizi yeterince gelistirememesidir.

   Geleneksel pazar yerini ayni yoldan geri dönüyoruz. Yönümüzü Bakir Alani Kaya Sis'e çeviriyoruz. Bir tepeden baska bir tepeye dogru yol alirken dagin her tarafini izlemek mümkün. Salpazari kesimine bakan Deli Halil Tepesi bütün heybetiyle sanki etrafini izliyor. Eteklerinde koyun ve keçiler otluyor. Yine yüksekten bakildiginda yesil bir tepsiye benzeyen Çayir Obasi asagida adeta uyuyor. Buradan açik havada net görünen Karadeniz, dagi kucaklar gibi. Bakir alanina yaklastikça bir tarafi uçurum Kaya Sis bize bakiyor.

   Bakir Alani; Ilk bakista irili ufakli kayalar, kisa otlar, çalilik bitki örtüsü ile kapli düz sayilabilecek bir arazi göze çarpar. Adinin nereden geldigi konusundaki farkliliklar bizi ilginç kültürel özelliklere götürüyor. Bizans döneminde burada bakir çikarildigi, yöredeki bazi taslarin (bazi köylüler bu taslarin birinin üzerinde Hz. Ali'nin ayak izi oldugunu söylerler) maden yeri isaretleri oldugu anlatilir. Ancak yari göçebe hayvancilikla ugrasan Türkler buraya "yatak yeri" demislerdir. Yatak yeri uzun yayla yolculuklarinda hayvanlarin ve insanlarin dinlendikleri düzlüklerdir.
 
Sisdagi ve Karacaoglan hikayesini bir çogumuz belki biliyoruz ama yinede sizlerle paylasmak istiyoruz.
Kaynak:www.gorele.gen.tr
 
Sis Dagi Karacaoglan Öyküsü
Memleketimizi kucaklayan bir kültür mirasi sayisiz efsane ve öyküler vardir.Iste bunlardan bir tanesi ve yasanmis olan Giresun Görele ilçesi ve Sis dagi yamaçlarindaki bir köyde gelisen Karacaoglan öyküsüdür. Bu hikaye Dogu Karadeniz'in 2182 mt.rakima sahip ünlü Sis daginda yasanmis ve kusaktan kusaga gelerek naturalligini yitirmemis,gerçek bir halk öyküsüdür. Önce Sis dagi denince ilk akla gelenleri yazmakta da bir beis olmasa gerek.Adini zirvesinden pek eksik olmayan sislerinden almaktadir.En önemli özelliklerinden biride Çepni kültürünün en belirgin özelliklerinden olan yaylacaligin odak noktasi olmasidir.Diger bir degimle simdi gelenekselligini yitirmeye yüz tutmus otçu göçleri bu kültürün sadece bir parçlasidir.Öyleya ! tarim ve hayvanciligin olmadigi bir bölgede otçu göçlerinin,yayla kültürünün olmamasida kaçinilmaz bir son degil mi.? Daha yakin zamana kadar o renk renk süslenen hayvanlarimiz,baslarinda püsküller,boncuklar boyunlarinda kelekler ve insanlarin sirtlarinda yorgan,yatak dengleri vede alabildigince bir cosku.. Sis dagi yörenin sembolü olmus ve neredeyse karis karis mavkileri ile bölgede ezber olmus bir vazgeçilmezin ta kendisidir.Gelenekler her ne kadar olmasi gerektigi gibi yasanmasada Kurtini,Gülefobasi,Dokuzoluk,Örümcekobasi,Bakiralani,Boztepe,Imikyurt,Karagelis, Karacaoglan,Agalartami gibi nami diyari tutmus mevkiler bahar aylarindan baslayip kisa kadar uzanan bir aralikta sevenlerini gene agarlar. Bunlarin arasinda Karacaoglan'in bilindik bir öyküsü vardir ki o dönemi hatirlayanlarin hala yürekleri burkulur.Nerdeyse Leyla ile Mecnun'a nezire yapan bir niteliktedir. Genel adi ile Ziva bölgesi olan,Sis daginin eteklerinde bir köyde Karacaoglan diye bir genç yasamaktadir.Karacaoglan,köyünden güzel bir kiza yüregine düsürmüs ve sevdasini sevdigine belli etmis sonunda kizinda gönlü Karacaoglan'a düsmüstür. Artik görücüler devreye girmis kiz kapisina defalarca gitmisler.Baba inat etmis kizi vermemekte.Gençlerin sevdasi ise dillerden dillere ve kendi köylerinden çikip Sis dagini çevreleyen köylere kadar uzanmis.Sonunda baba israrlara karsi koyamamis ancak bir kosullar kizini Karacaoglan'a verebilecegini söylemis. Kosul ise Karacaoglan'in bir kisi Sis daginda geçirmesi olmus.Karacaoglan tereddütsüz bunu kabullenmis ve Sis dagina gitmek üzere yol hazirliklarina baslamis.Sonunda camadinini girinip,mavzerini omuzuna asip düsmüs dagin yoluna ve ondan istenen ise hergün bir el silahi ile ates etmesi olmus. Iki ay süresince Karacoglan dagda bir el ates ederek saglikli oldugunun isaretini vermis.Yavuklusunun esiklerde mavzer sesini beklemesi ise herkesin içine dert olmus ama kiz babasi inadindan vaz geçmeyerek bahari bekleyeceklerini söylemis durmus. Bir gün dagdan beklenen mavzer sesi gelmemis ve bütün köy hemen yola koyulup Karacaoglan'in bulundugu yere yani simdi Karacaoglan denilen mevkiiye haraket etmisler.Ulastiklarinda Karacaoglan'in sigindigi magaranin önüne gelip,girisi kapatan karlari temizleyip içeri girmisler ve Karacaoglan'in cansiz bedeni karsilamis onlari. Yaktigi ateslerin kömürü ile taslarada bir dörtlügü hatira olarak birakmis.Karacaoglan'i alip köye dönmüsler.Ama köyde de feryatlar yükselmektedir,herkes saskin ve ne oldugunu sorarlar:Karacoglan'in sevdigide vefat etmistir.Bir matem sarar her yani ve bu öykü dillerden dile dolanir durur. Su an Karacaoglan Agalar tami denilen bir bölgede gene sevdiginden ayri tek basina kabrinde bir sevda hasretini sembolize etmektedir ki Agalar tami öyle bir bölgedir ki bir yani Karadeniz'in ufuklari,bir yani Gümüshane yüksekleri (Gavurdagi) bir yani ise Ordu,Vona burnuna bakan bir genisliktedir. Magarada ise Karacaoglan'in odun kömürü (ösü) ile yazdigi yazi aynen söyledir: Karacaoglan haydir haylamaz, Göller derindir ördek boylamaz, Açliktan susuzluktan ölmedim, Daglarin ugultusu, Kurtlarin siziltisina canlar dayandiramadim.. " Karacaoglan "
 
Sevgilerle...
 
Makale:Mustafa Öztürk
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et

Sisdağı

En Çok Okunan Haberler

GALERİ

ANKET

Sitemizin içeriğinde neler görmek istersiniz?




Tüm Anketler

© 2008-2009 Sitedeki yazıların izinsiz veya bağlantı vermeksizin kullanılması etik değildir.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi